Uçurtmalarımın vermiş olduğu huzurla yine karardı cümlelerim. İlk kar tanesinin düşmesini beklerken yağmur yağmaya başladı boyanmış mutluluklarımıza. Ağzımız burnumuz ne kadar da çirkinmiş gülümseyişlerimizde. Bize ağlamak yakışıyordu. Bunu bilen gözyaşların sırf senin için her gün intihara kalkışıyordu. Ne acı, insanlar yaşamı aramayı bırakıp, telefonlarına yöneliyordu artık. Oysa güneşin neye benzediğini yeni fark ediyorduk binlerce yıl geçmiş olmasına rağmen. Sanırım en umutsuzluğa tanık oluyorduk ve o kadın aynaya baktığında ağladığından güneş bizden nefret ediyordu. Bir yerlerde bir kadın ağlıyorsa izdihama eş değer durağanlık atmosfere dağılıyor demekti ve hayat tuvalet sırasına girmek gibidir. Ne kadar çok insan varsa, o yerde kaos oluşurdu çünkü. Dünya artıyordu. Her geçen gün Tanrı adına ölümlerin artması insanların bilinçlerini yitirmesine neden oluyordu.

Ne kadar da çok düşüncesiz fikirlerin söylemleri altındaydık. Kafamızı ne zaman kaldırsak ölümle burun buruna geliyorduk yanlışa ihanet ettiğimiz için. Bugünlerde neyin ihanet sayılacağını uyku sersemliğiyle ortaya saçılan beyinler belirliyordu. Kalk, bir şeyler yapmazsan ölümünün bir anlamı olmayacaktı. Uçurtmalarım düşüyordu… Zaten kaç şey mutlu eder ki insanı ve kaç git yağmur bulutlarının sağanağında. Islak hayallerinle… Kalk, bir şeyler yapmazsan bir şeyler yapamayacaksın.

Serkan Aydemir

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.