Davranışlarımızın Anlatısal Gerçekliği

Davranışlarımızın Anlatısal Gerçekliği

Uçurtmalarımın vermiş olduğu huzurla yine karardı cümlelerim. İlk kar tanesinin düşmesini beklerken yağmur yağmaya başladı boyanmış mutluluklarımıza. Ağzımız burnumuz ne kadar da çirkinmiş gülümseyişlerimizde. Bize ağlamak yakışıyordu. Bunu bilen gözyaşların sırf senin için her gün intihara kalkışıyordu. Ne acı, insanlar yaşamı aramayı bırakıp, telefonlarına yöneliyordu artık. Oysa güneşin neye benzediğini yeni fark ediyorduk binlerce yıl geçmiş olmasına rağmen. Sanırım en umutsuzluğa tanık oluyorduk ve o kadın aynaya baktığında ağladığından güneş bizden nefret ediyordu. Bir yerlerde bir kadın ağlıyorsa izdihama eş değer durağanlık atmosfere dağılıyor demekti ve hayat tuvalet sırasına girmek gibidir. Ne kadar çok insan varsa, o yerde kaos oluşurdu çünkü. Dünya artıyordu. Her geçen gün Tanrı adına ölümlerin artması insanların bilinçlerini yitirmesine neden oluyordu.

Ne kadar da çok düşüncesiz fikirlerin söylemleri altındaydık. Kafamızı ne zaman kaldırsak ölümle burun buruna geliyorduk yanlışa ihanet ettiğimiz için. Bugünlerde neyin ihanet sayılacağını uyku sersemliğiyle ortaya saçılan beyinler belirliyordu. Kalk, bir şeyler yapmazsan ölümünün bir anlamı olmayacaktı. Uçurtmalarım düşüyordu… Zaten kaç şey mutlu eder ki insanı ve kaç git yağmur bulutlarının sağanağında. Islak hayallerinle… Kalk, bir şeyler yapmazsan bir şeyler yapamayacaksın.

Serkan Aydemir

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki İçerikÇocukluğum Gidiyor
Sonraki İçerikFelsefenin Simyası

DİĞER YAZILAR

REKLAM

OKU OKU OKU

Yaşayan Ölüler

Bir yasa vardır, hükümdarların gördükleri işlerin ölümlerinden sonra yargılanmasını ister; ölülerle ilgili yasalar arasında bana en sağlam görünenlerden biri budur. Hükümdar yasaların sahibi değilse bile yol arkadaşıdır. Adaletin, sağken kendisine vurmadığı yumruğu ününe ve mirasçılarına kalan servete vurması haklıdır. Ün ve mal çok kez hayattan üstün tutulan şeylerdir. Bu yasayı töre haline...

Şiirsel Gerçeklik

Ortaklıksız bir evrendir o, daha büyük bir evrene bağlı olmayan, tanrısız bir evren, çünkü asla yalan söylemez, çünkü olacak olanı olmuş olanla asla karıştırmaz. Bütün ozanların başkalarının yaşamlarına, ortak yaşama, alabildiğine girmiş olduklarını savunmanın hak ve görevine sahip olmalarının zamanı gelmiştir. Evet, biliyorum, en tepede, bize bu mavalı anlatan...

“Aşka Övgü” Aşkı Yeniden İcat Etmek

‘Aşk nedir?’ sorusu, felsefecilerin, daha da ötesi felsefe tarihinin en belalı sorularından biridir. Bu bağlamda bu meşhur sorunun cevabını, ne felsefeciler, ne mistikler, ne de bilim adamları henüz tam anlamıyla cevaplayabilmiş değiller. Bu sorunsalın daha doğru ifadeyle ‘çözümsüzlüğün’ derdine düşenlerden biri de Alain Badiou, Aşka Övgü adlı...

Felsefi Sözlük (2)

Ülke İyi bir vatansever olmamız için insanlığın geri kalanının düşmanı olmak zorunda olmamız üzücüdür. İyi yurttaş yaşlı Cato, bize bu husustaki düşüncesini Kartaca’nın yok edilmesi gerektiğini söyleyerek belirtir: ”Delenda est Carthago.” İyi bir vatansever olmak, kendi vatanımızın ticaretle zenginleşmesini ve silahlarla güçlü olmasını dilemektir ama insanoğlunun durumu şudur: kendi...

Annabel Lee

Senelerce senelerce evveldi Bir deniz ülkesinde Yaşayan bir kız vardı bileceksiniz İsmi; Annabel Lee Hiç birşey düşünmezdi sevilmekten Sevmekten başka beni O çocuk ben çocuk, memleketimiz O deniz ülkesiydi Sevdalı değil karasevdalıydık Ben ve Annabel Lee Göklerde uçan melekler Kıskanırlardı bizi Bir gün işte bu yüzden göze geldi O deniz ülkesinde Üşüdü bir rüzgarından bulutun Güzelim Annabel Lee Götürdüler el üstünde Koyup gittiler beni Mezarı...

Biyolojinin Felsefi Temeli

John Scott Haldane (1860–1936) İngiltereli bir biyologdu, New College Oxford’da ders veriyordu ve Birmingham’daki Madencilik Araştırma Laboratuvarı’nın yöneticisiydi. Biyolojinin Felsefi Temeli (1931), Dublin Üniversitesi’nde verilen bir dizi ders temel alınarak hazırlanmıştı.  Bence biyolojiyi fizyo-kimyasal bir temele oturtma denemesinin sonucu hiç de cesaret verici olmadı. Teorik tanınma olmadan, ister...

Karanlıktaki Saklı Işık

Kimse yok.... Hiçbir şey yok.... Yokluk bile terketti beni... Kadehimdeki şarap her gün damarlarımda dolaşan kanla rengini değişerek yeniden damarlarıma hapsoluyor. Elimdeki sigaramı ateşe vermeden acılarımın sessizliğinden yanarak kül oluyor. Geceleri gördüğüm kabuslar uyandığımda ruhumda yeni bir gerçek için mimarlık yapıyor. Soframda yığılıp kalan nimetlerden tiksinerek midem bir...

Niçin Tahtaya Vuruyoruz?

Meşe ağacına insanların ruhani bir değer vermesi çok eskilere dayanır. Ağacın yüksekliği ve sağlamlığı nedeni ile bazı güçlere sahip olduğuna inanılıyordu. Tahtaya vurma inancı dünyanın apayrı iki yerinde birbirinden bağımsız olarak gelişti. Önce milattan önce 2000'li yıllarda Kuzey Amerika yerlilerinde, sonra da Ege'de Helen uygarlığında. Her iki kültür...

Terketmek

Sonra farkına varıyordum bu bedenimin içinde hissettiğim ruh bana ait değildi. Nefes alıyordum, iyiydimzda. ama sonra bedenimin acılara yenik düştüğünü hissediyordum. Tamamlanmamış bir hikâyenin sonuna gelmek istemiyor ve kendi varlığımı reddediyordum. Psikolojimin bozulmasından korkan çevremdeki insanlar muhtemelen deli diye tanımlayacaklardı beni ya da bir şizofren ama hiçbir...