Anarşist Böcekler

Dünyanın tüm çıplaklığıyla önümde striptiz yaptığı zamanlar ben henüz üç yaşındaydım ve ergenliğe girmemiştim. Dört yaşında mutluluğu oynuyordum, beş yaşında asiydim; öptürmek için uzattıkları ellerine tükürüyordum ihtiyarların.

Ölümle çok erken yaşta tanıştım; memnun olmadım.
Çocukluk can sıkıntılarım oyunsuz geçti. Tüm oyunlara şike karıştırıyordu çünkü mahallenin piçleri. Oyuncakların da gerçek olmadıklarının farkındaydım ve ciddiye almıyordum onları.
Yalnızca sokak başlarında saklanıp, zengin geçmişe sahip olduklarını göstermek için şaşaalı bastonlar taşıyan ihtiyarların şapkalarını düşürüyordum sapanla.

İhtiyarlar da ölünce eğlence bitti ve ben büyüdüm.
Büyümemiştim aslında; büyüklüğü merak ettiğim için kendi rızamla çocuk olmaktan vazgeçmiştim yalnızca.

‘İç savaş’ım devam ediyordu hala. İçimdeki güçlü olma hırsıyla güçsüzlüğün kıyasıya çarpıştığı bir savaştı bu ve ben güçsüzden yana değildim.

Hissettiğim gariplikleri harflerle somutlaştırmak için yazmaya yeltendim….
Derken, kelimelerle sevişirken yakaladım kimi şairleri.

Ürperdim.

Sapık ruhlu melankolikler olduklarını,
Büyük yalanlar peşinde koştuklarını acı gülümsemeyle yüzlerine vurdum.

Takdir edilmek, alkışlanmak, beğenilmek gibi arzularına karşı koyma eğilimine geçerken psikolojisi bozuluyordu kimi insanların…

Çözümünü bulmadan problemler üretenler vardı, taş devrinden bu yana. Öyle yapmamalarını, adam gibi yaşamalarını önerdim gece geç saatlere kadar. Babadan kalma miras gibi sahipleniyorlardı oysa hayatı ve istekleri öldükten sonra da devam ediyordu vasiyetnamelerde.

Günün birinde insanların akılsız olanlarını kandırarak büyük bir tiyatro salonuna topladım, mahşeri bir kalabalık oluştu, kapıları kilitledim ve sahneye çıktım; hepiniz birer ölüsünüz diye bağırdım ve sonra da ölü taklidi yaptım ölünün ne olduğunu anlasınlar diye.

Sigaranın ve aşkın zehirli olduğunu da biliyordu şu ayrılık asrının insanları. Ama inatla sürdürdüler müptelalıklarını… Sonunda ters evrilerek sürüngene dönüştü hepsi.

Hayvanların bazılarıyla aramda duygusal anlar yaşandı;

Geceleri doymadan özgürce havlayan köpeklerin hür seslerini beste yaptım gece yapıtlarıma.

Bir buğday tanesi ile yedi yıl yaşamını sürdürebilecekken yuvalarını tıka basa çer çöple dolduran karıncaların kararlarına saygı duydum ama akıllarıyla alay ettim hep.

Tavanın en ücra köşesinde, masum böcekleri ağız suyuyla ayartarak ağına düşüren, sonra da onları orada, çığlıklar içerisinde acımasızca ölüme terk ederek arkasını dönüp giden örümceklerin yolunu kestim, zalim olduklarını fısıldadım kulaklarına, yüzlerine tükürdüm, ‘ağlarınız böceklere zararlı sökün onları, şehvetle şahlanmış kadınların apış aralarına kurun!’ dedim. Ciddiye almadı beni örümcek kafalılar.

“Anarşist Böcekler” isyanını başlattım ve isyana öncülük ettim. Zafere birkaç santim kala hain bir böcek tarafından sokularak feci bir şekilde öldürüldüm.

Not: Kahramanlar ölümsüz değiller.

Nicat Aliyev

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki İçerikYenilgin
Sonraki İçerikDeğişen Dil ve İnsan

DİĞER YAZILAR

REKLAM

OKU OKU OKU

Apoloji

O zaman, sadece biz (Hıristiyanlar) suçsuzuz. Eğer bu bizler için bir gereklilik idiyse, bunun ne kadar güzel olduğu umurumda değil. Tanrı düşüncesi iyiliğin ta kendisidir ve bizler bunu çok iyi biliriz, çünkü hem kusursuz Efendimiz (Hz. İsa Mesih) tarafından vahiy edilmiştir hem de bize bir Egemen tarafından...

“Mişkatü’l Envar” Zahir ile Batının Hakikatte İttihadı

Mişkatü’l Envar, İslam felsefesi çatısı altında daha çok epistemoloji cihetinde değerlendirilmesi gereken bir risale, buna rağmen Mişkatü’l Envar oldukça etkili ve yerinde saptamalara sahiplik ediyor. ‘Bilgimizin kaynağı nedir’ sorusu felsefenin en temel sorularından biridir. Bu soruyu şöyle de dile getirmek mümkün: “Nasıl biliyoruz?” Bu sorularla haşır neşir olan insan...

Taş Zemin

kimliksiz gecelerden geçiyorduk. çoğu zaman anlamsız, durağan ve koşar adım heyecanlı kimi zaman. nice bedenlerin uykuya dönük yüzlerinde yalnız kelimeleri ve seslerinde, ayna da kaçtıkları göz bebeklerinde… nice bedenlerinse henüz kuramadıkları ilk cümlelerinde anlamlı kılmaya çalıştık nefes aldığımız hayatı. geceler, günler günlere ait izler izlerde, bazen kalabalık bazense yalnız sesler… sesler, tarifsiz tılsımlarda. tılsımlar, sebeptir hislere. hisler, gizlerin sahipliğinde gizlerse yaşamın ayak izleri… izlere ait...

Zaman ve Çırpınış

Neredeydim bilemiyorum hatırladığım kadarıyla bir bilinmezlikteydim, hiçlikte kıvranırken boğuştuğum cansız bir ortamdaydım. Bir boşluk, evren boşluğumu bilemiyorum ama insanın kulak zarını sessizlikten patlatacak kadar tuhaf bir boşluktaydım. Ölümün boğazda düğümlendiği o ince ayrıntıda, kalbin son kez attığı, beynin son oksijen damlasını çektiği yerdeydim. Bir beyazlık bürünürken gözlerime,...

Fantom Felsefesine Giriş

Ruhlar ve hayaletler her yerde... Bunu biliyoruz artık? Her gölgede irkilen, her sezgide parçalanan amansız acıların varlığını bilmeyen kaldı mı? Bu yüzden varlar, bu yüzden içimizdeler... Bu yüzden felsefe bir hayalet gibi tüm organlarımıza değiyor! Hayalet, içinden geçilebilen (şeffaf) bir zaman dilimini andırır. Bu anlamda bir yolculuktur. Bu yolculuk,...

Şiir Öldü mü?

Ülkemizde ve dünyada şiirin gerilediği iddialarının yaygınlaştığı bu günlerde, Şiir Sanatı gibi bir kitap yayımlamak, ne derece akılcı olurdu? Ama ben şiirin gerilediği kanısında değilim. Gerçekten de son yıllarda, ülkemizde şiirin gerilediği, öldüğü, bittiği yolunda genel bir kanı yaygınlaşıyor. Birçok yayınevinin ve kitabevinin “şiir” kavramından adeta nefret...

Beyti Dost Celse: 13 

Herkes bu sıradan geçecek, vazifelerinizi yapmadınız. Onları düşünmediniz bile..! size, her insan bir insanın kardeşidir. İnsanlar birbirinin kardeşidir demedik mi…? Onu tuttunuz mu..? Siz inanmış olanlar bile kötü şeyler düşündünüz. Bizi üzüyorsunuz. Sizinle ahdimiz yok muydu? Ahdi bozanlar çok korksunlar..! Bütün kötülükler onların üstünedir. Yalvarınız, kötülere yalvarınız. Ağlayarak yalvarınız....

Hakikat Arayışı Üzerine

Farkında olalım ya da olmayalım insanoğlu bir “amaç veya “amaçlar” uğruna yaşar ve ölür. Yaşam süresince edinilen amaçlar öyle bir etrafımızı sarmıştır ki, “kariyerimde en üst noktaya gelmeliyim” klişesini solar sisteminde güneş olarak düşünürsek biz de -bayatlamış ve içi boşaltılmış- bu amacın etrafında dönen meczup gezegenler misali...

Videodrome

Gerçekliğin fena halde alt üst edildiği bir film... Cronenberg klasiği ve bir teknoloji-insan ironisi daha... Sanrılar ve gerçek artık yan yanadır ve birbirinden ayrılamayacak kadar güçlüdürler. Videodrome, sapkınlık ve şiddet unsurlarının insan psikolojisini nasıl etkilediğini (Max Renn üzerinden) anlatıyor. Kült mertebesine erişen Videodrome aslında içerik ve üslup olarak...