Biraz Karanlık, Bulanık ve Kirli

Gündüz gözüyle seçilemeyen, algının sıradanlığı içerisinde bir anlam yükleyemediğimiz, yaşamlarına dokunma isteği uyandırmayan insanlar vardır. Ne bakılır, ne görülür ne de fark edilirler. Gecenin çocuklarıdır onlar. Karanlıkta görünürler. Gündüzün sıkıcı sıradanlığı ürkütür onları. Şafağın ilk ışıklarıyla soylu sessizliklerine çekilip, karanlığın bilgeliğine, derinliğine hazırlarlar kendilerini.

Karanlıkta görünürler; çünkü bilgeliğin cenneti karanlık, bulanık ve kirlidir.

Gündüz giydikleri görünmezlik zırhlarını karanlıkla kat kat soyarlar. Kanunlarınızın, kurallarınızın, kurumlarınızın dayattığı ne varsa bir bir söküp atarlar üzerlerinden, ta ki ilk insandan bu yana kendilerine yaftalanan bütün etiketlerden kurtulana kadar. Günün ışıklarıyla ölen ruhları her gece karanlığın rahmine düşer ve kendini var etme süreci bir tapınmadır artık onlar için. Tanrısız, kitapsız, dinsiz, üryan bir tapınma. Ve Minerva’nın baykuşu bir kez daha havalanır, gecenin çocukları tek tek karanlığın rahmine düşer.

Olgular dünyasının içinde, toplumsal kimlikleriyle var olma mücadelesi veren biz sıradan ölümlüler için aydınlık; bir hiçlikte olduğumuz gerçeğinden kaçıştır. Karanlığın gelişi ürkütür biz sıradanları. Çünkü biliriz ki olgular dünyasının üstüne örtülen bu perde her şeyi eşitler, her şey birbirinin dengi ve eşitidir. Orada hiçbir önemi kalmaz yaftalı kimliklerimizin, kurumsal saygınlıklarımızın. Ve Minerva’nın baykuşu bir kez daha havalanırken gecenin çocukları karanlığın rahminden düşer.

“Karanlığın kaç tonu var”, “gece kaç boğumdur” hepsini bilir gecenin çocukları. Can yakan, acı veren her sorgulama gerçeğe yaklaşan bir adımdır onlara göre. İnsanın şeyler ve kendisiyle kurduğu ilişkinin denklemini çözmüştürler. O nedenle dış dünyanın yalancı gerçekliğini örten, bizi var ettiğini sandığımız sahte kimliklerimizi acımasızca yok eden karanlık, kendi çocuklarına cömert davranır. Onları görünür, algılanır ve fark edilir kılar. Yolları yolculukları kendilerine dönen birer serüvencidir onlar gecenin koynunda.

Her biri biraz Kafka’dır; dönüşümün doğasını sorgulayan. Biraz Nietzsche’dir; soylu bir düşmanı yenmiş olmak için kendi tanrısını büyüten. Biraz Schopenhauer’dur, nesneler dünyasının yalancı mutluluğuna inat yaralı ruhunu acıyla beslemeye çalışan. Ve onlar gerçekte Lautréamont’turlar  “Öznelliğim ve Tanrı, bir beyin için ikisi çok fazla‘’ diyerek yeri olmadığını bildikleri, ancak kurtuluşun olanaksız olduğu, içine fırlatıldıkları bir lanet çağda kötülük betimlemesi değil, kötülüğün kendisinin şiirini yazan.

Onlar ki her gece, bedenlerini görünür kılmak için, karanlığın bilgeliğini kuşanıp Minerva’nın baykuşunu uçururlar.

Öyküm Çınar

Konuk Yazar
Konuk Yazarhttp://www.felsefehayat.net
Bu içerik bir konuk yazar tarafından üretilmiştir. Siz de sitemizin konuk yazarlarından biri olabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey, kaleme aldığınız makalelerinizi themetallords@hotmail.com adresine göndermek. Editör onayından geçen yazılarınız burada yayımlanıp binlerce okurun beğenisine sunulacaktır.

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

DİĞER YAZILAR

REKLAM

Dahası - Ötekiler - BAŞKASI

“Mona Lisa’nın Altında Başka Bir Kadın Portresi Var”

Fransız bilim insanı Pascal Cotte, reflektif ışık teknolojisi kullanarak Mona Lisa’nın altında bir başka tablonun görüntüsünü buldu. Pascal Cotte, BBC Two için çekilen belgeselde, bu...

Gerçekliğin Yankıları

Sessizliğin içinde bir çığlıksa eğer zamansızlık sana yönelir usulca, algıların kapıları açılır, düşünceler evrene dağılır, sevgiler aşkla kucaklaşır, hüzünler karanlığın içinden yol alır yalnızlıklara,...

Karanlık ve Çocuk

Zihnim, gecenin köşesinde kalmış piç bir düşünceydi. Bu düşünce eşliğinde küçük bir çocuğun yaşadığı travmanın önemli ama görünmeyen o beyaz çizgisinde buldum hayatı. Kesik...

Heotontimorumenos (Kendi Kendinin Celladı)

Kızmadan vuracağım sana Kinsiz, kasap gibi, Kayayı yaran Musa gibi! Ve gözkapaklarından, Fışkırtacağım azabın sularını Sahra’m kana kana içsin diye. Umutla şişmiş arzularım Tuzlu gözyaşlarının üstünde yüzecek Engine açılan bir gemi gibi, Ve...

Yenilgin

Ben sadece seni özlemiyorum. Ciğerimi deşiyorlar, gölgeler geçiyor ruhumdan, tenim tenine sesleniyor. Ben sadece seni özlemiyorum. Biraz hoş sohbet oluyoruz göğe, biraz kana karışan alkol.. Ben sadece seni...

İmge

Şiir imge sanatıdır, ama imge yakalamaktan ibaret değildir. Kısa kısa imgelerden nefret ediyorum... Ben uzun şiirde birtakım temalar yakaladım. Temayı geliştirerek uzun şiir sürdürmek...

Kavramlara Değil de Onlara Can Veren Duygulara Bağlanmalıyız

Kırılgan ve Bir O Kadar Değerli Aslı; Aslında bana kırgın olduğunu hissedebiliyordum, ama buna hakkın olduğunu yani bana kırılacak kadar dostane bir ilişkimizin olduğunu da...

Bölüşün Dünyayı

Alın bu dünyayı! diye seslendi bir gün Zeus göklerinden İnsanlara; alın, sizin olsun artık. Armağanım olsun sizlere bu mülk, bu toprak; Ama kardeşçe bölüşün aranızda. Koştu eli ayağı...

Kasım’dım…

Şiir oldum sana, milyon tane dizeyi yan yana getirdim Tuttun kafiye mi bozdun, katilim oldun. Gökyüzü oldum sana, güzel güneş açtım Ağladın yağmurları getirdin, katilim oldun. Yer oldum...