Müzik ve Ruh

Müzik, her yerde anlaşılabilen, gerçek anlamda ortak olan dildir: Bu nedenle üzerine tüm ülkelerde ve tüm yüzyıllar boyunca ciddi bir şekilde konuşuldu ve anlamlı, çok şey ifade eden bir melodi, kısa sürede tüm dünyaya yayılmaktadır. Buna karşın anlam yoksunu ve bir şey ifade edemeyen bir melodinin içeriği çok daha anlaşılabilir bir şeydir. Fakat melodinin dili kelimeler kullanmaz, daha ziyade istemin tek gerçekleri olan mutluluk ve acılardan bahseder: Bu nedenle beyinlerimize çok fazla bir şey söylemez, kalbimize seslenir. Aksini beklemek müziği alet etmektir… Schopenhauer

Müzik, insan yaratıcılığının en üst safhaya ulaştığı ve birçok ruhsal iklimin aynı anda cereyan ettiği bir fenomendir. Bu bağlamda müzik, yepyeni bir ruh halini arayışta kusursuz bir yolculuktur.

Vazgeçin bu hayattan ve melodilerinden

Ritmler, melodiler, notalar… Bir anlama sahip midirler? Hayata dair ne verebilirler? Müziğin belirlenmiş bir amacı var mıdır? Bu soruların cevabı yine müziğin içinde gizlidir. Sözün olmadığı yerde notalar, notaların olduğu yerde de biz, yani hayat ve var oluşumuz yatar. Amaç olarak müzik, bu ulvi kaygının dile getirildiği mecralardan biridir. Sanıldığı gibi tek düze bir arayış değildir müzik, tam aksine, hayatın içinde bambaşka bir hayat doğurma sancısını çeker. Bunu yaparken de sıra dışı bir çaba sarf eder. Kesinlikle herhangi bir cinsiyet, din, inanç gibi aidiyetleri içermez.

Kısaca, ne erkek, ne de kadın gibi kokar, bu haliyle doğaya aittir sanki. Yarattığı metafizikle hiçbir şey ona direnç gösteremez. Eski ve yeniye dair olan her şey onda vücut bulur. Bu haliyle müzik, hiçbir zaman ete kemiğe bürünmek istemez. Çünkü bu “var olma“ durumu, onu yok eder. Finali yazılamayan besteler, eski sevgiliye ait karanlık dizeler, hepsi birer anıdır ve ortak bir duyguya seslenir. Hatırda kalan genelde acıtan anılardır. Melodiler acıyı çağırır ve acıya meyilli olan (somurtkan) ruhlar, bu dehlizleri çok iyi bilirler. Müzik, acının dillenmiş halidir. Sürekli taze kalan ve zihni meşgul eden bir acı makinesidir. İşte asıl özgürlük budur! İnsan ruhu acının içinde özgürleşir. Özgürlük, hiçbir forma bürünmeden bu acının içinde yaşlanmaktır, Müzik, bu yeteneğiyle ölümsüzdür ve kesinlikle kestirilemez olanı işaret eder. Ölüm fikrine elverişli ıslak bir zemindir müzik. Kendinden geçişi mümkün kılarak sizi başka bir ruha büründürür… Buna “ruhun sirkülasyonu” da diyebiliriz. Bu yeteneği sayesinde bedeninizi boşlukta bir hiç gibi asılı bırakır, bazen de tam aksine, size tanrı olma fırsatı tanır. Bu duygulanım, onun cazibesinin bir parçasıdır.

Müzik, ruhların coşkunluklarının bilinçsizce (bir) sayımıdır. Leibniz

Asli bir elemandır melodiler. Kendini dış etkenlere kapatmış bir duygu kapanı gibidirler. Müptelasını çağırıp duran bir sevgili edasıyla oradan oraya sürüklenirler. İmgelerin çarpıştığı karanlıkta, yönünüzü tayin eden bir deniz feneri gibi yol gösterirler. Müzik, bazen karşımıza coşku ve istenç dolu bir karanlıkla çıkar. Ortaya çıkan bu tiyatral karanlık, melankoli dediğimiz şeyin de yegâne sebepleri arasındadır. Melodiler, içinize işlerken, siz sadece, uçuşa geçen ruhunuzu geri getirmek için uğraşırsınız. Gerçek müzik budur, bir kopuştur ve arayışın içinde umutsuzca debelenmektir.

Müzik, insansal tutkuların ifadesidir. Pietro Della Valle

Son olarak müzik, bu dünyayı reddediş anlamında, yaşam denilen yanılsamadan kusursuz bir dünya yaratmayı başarabilmiştir. Bu yüzden biriciktir, bizimdir.

 

Dipnotlar

Bu yazıda müzik fenomeninin daha çok estetik ve metafizik yönü vurgulanmakta olup biricik olan kaygı da bu doğrultuda dile getirilmiştir. Bir fark olarak Marksist yazarlar ve maddeci felsefeye bel bağlamış olan düşünürler ve sanatçılar genelde müziği dış dünyaya karşı kalkan olarak ve onu bir tür “ideoloji” gibi açıklamış, müziği öyle görmek istemişlerdir. Örneğin; Müziğin toplumsallığından bahseden yazarlar da mevcuttur; mesela Adorno’ ya göre, her sanat gibi bir gerçeklik görünüşü olan müzik, görünüş değil de gerçekliğin kendisi olunca, o artık ideoloji olur; ideoloji olarak, toplumsal yanlış bilincin kaynağı olarak müzik işlevsel müziktir. Bu durum müziğin kendisini toplumda kullandırması durumudur. Ömer Naci Soykan, Cogito, Sayı–30 Kış 2002 Diğer bir Marksist düşünür olan Lukacs klasik materyalist söylem içerisinde müziği şöyle betimler; “Bu içsellik, insan yaşamının -görece- bağımsız bir alanı olarak, doğrudan ve özgün bir varlığa sahip değildir. Sözünü ettiğimiz içsellik, insanlığın toplumsal-tarihsel gelişiminin bir üründür.” Lukacs. Ömer Naci Soykan, Cogito, Sayı–30 Kış 2002

Can Murat Demir

POPÜLER BAŞLIKLAR

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki İçerikMüzik ve Ruh -II-
Sonraki İçerikDeha Üzerine

DİĞER YAZILAR

REKLAM

OKU OKU OKU

Gel Benim Ol

Rakıda nöbet tutuyorum dönersen sohbetim ol Hatırladığım her gün sevgilim Unuttuğum her gece dayanılmaz ağrılar ol. Dudaklarım titrerse sevgilim İçimde bir avuç mutluluk ol. Kederlenirsem, sevgilim Canıma tak ederse dumanım ol. Dışarıya çıkacaksam, sevgilim Evde yiyeceksem aşçım ol. Yaşama yaklaşırsam, sevgilim Ölürsem şeytanım ol! Bi şekilde sen ol… Bi şekilde benim ol… Mine Saka

Şarkı Söyleyerek Kaybolacağım

Şimdi yabancı bir rüzgâr var saçlarımda kulaklarımda bilmediğim bir ses ölüm kokusu keskin, kelimeler keskin. Ses gittikçe yükseliyor. Dar sokakların huzuru toplanıyor. Gecelerin anlam yüklü bavulu ellerimde. Bir yolculuğa çıkacağım birazdan. Ruhumdan kurtulmaya gideceğim ve terk edeceğim bedenimi. Nasıl olur böyle diyeceğim kendime, yine sorularla baş başa...

İnsan Neden Zalim Oldu?

Yalnızca insan evrenin düzenini bozar. İnsan, acımasız ve son derece şiddet yüklüdür. Nerede olursa olsun kendisinde, dünyada sefalete ve karışıklığa neden olur. Yakıp yıkar, yok eder, şefkati yoktur. Kendi içinde düzeni yoktur, dokunduğu şey kirlenir ve karmaşıklaşır... İktidara, hileye dayanan, kişisel ve milliyetçi, grupları birbirine düşüren, çetelere...

The Crow

Aşk ölümsüzdür. Hatta kızgın bir erkeği bile mezarından kaldırabilir. The Crow birbirine deli gibi aşık bir çiftin ölümle olan imtihanını konu ediniyor. Bu anlamda aşk ve ölüm temasını çok iyi işlemiş bir film. Onlar yakında evlenecekti hatta davetiyeleri bile hazırdı. Ama olmadı, şehir yakılıp yıkılırken şeytan her yerdeydi. Çünkü...

Yaşama Felsefesi “Önsöz”

Yaşama Felsefesi, somut soyut tüm boyutlarıyla insan ya­şamının içine dağ yarıklarından iner gibi inmektir. İnsan yaşar. Bitkiler, hayvanlarsa yalnızca canlıdır. İnsan niçin, neye göre, nasıl yaşadığını araştıran bir var­lıktır. Bir bakıma herkes yaşama-filozofudur. Her insan­ yaşaması ayık uyur, bilinçli bilinçsiz. iyi kötü - yaşama so­rularına, hiç olmazsa bir bölümüyle, insanın...

Yürek Söken Metinler

Onun parçalanmış bedenini gördüğümde, kanıyla susuzluğumu giderdim ve öyle bir kahkaha attım ki, ağzımdan saçılan tükürükler tanrının yüzünü ıslattı… Katil olarak doğdum. İlk yüzyıllarda, sokaklardaki huzursuzluklardan beslenerek bir ucube oldum. Sokakların kaderi, benim bıçağımın en güzel eseri oldu. Tüm ruhumu saran bu düşmanlık şimdilerde sizin hayallerinizi katlediyor. Ben...

Yasir Işığı

Diğerlerinden çok ta farklı olmayan bir günün kendi yolculuğundaydı zaman. Sanki yalnızlıktan arta kalmış “bir yalnızlığın” seslerini saklamaya çalışıyordu kalabalığın manasız bakışlarında. Aynı mekânın akışkanlığına mecbur bırakılmış bedenler, sorumlularını göz göze geldikleri sanınca karışıyor anlam seli. Gönül taşıyamayacağı sezgilerden sıyrılma telaşında… Herkes en güzel kıyafetlerinin içinde, yırtık pabuçlar...

Melankolinin Tanrıları: Katatonia

Katatonia... Melankolinin sadık tanrıları diyorum ben onlara. Hem sadık hem de fazlasıyla inatçılar aslında.... 1991 yılında İsveç' te Jonas Renkse ve Anders Nyström tarafından kurulmuş olan grubu ne yazık ki çok geç tanıdım ki o zamanlar daha çok Alastis, Tiamat, Anathema ve Opeth dinliyordum. (Grubun bir ara...

Kuşlar Ölüme Doğru

Canhıraş bir çığlık kopuyor gökyüzünden Gözyaşları boşalıyor çocuğun gözünden. Bir düğüm çözülüyor dudaklarımdan Hayat geçiyor başımın üstünden Bütün lodoslara yılmış gibi kalbim. Soğuk ve tatsız umutlarım. 1 artı 1’in hesabından 2 değilmişim ben Öğrendim artık. Kan kızıl bir gece bu gözlerimdeki. Ayyaş ruhumun sarhoşluğuna kapılıyor ayaklarım, üstüne örtüp soğukluğu, boğuyorum artık bedenimi çıkmazlarla Boğazını sıkıyorum çığlıklarımın, Acısını alıyor ellerimin. Yüzyıllarca...