Ruh Hastaları ve Felsefenin Şifası

**Zehirli bir ruh tatlı bir hayatı düşler durur.
Sense sadece nefes almayı dilersin.
İnsan bu kapana kısılmaktansa ölümü yeğler çoğu zaman.
Bu, deliligin ilk labaratuarıdır ve oldukça şen bir insanlığı müjdeler.

Ruh hastalarında bulunan ölüm özleminin kriminal kodeksleri incelendiğinde görülecektir ki aynı nevrotik eğilim sıradan bir inançlının dini ritüellerinde de mevcuttur. Çünkü her ikisi de yaşayan birer ölüdür. Ne kaygıları ne de başka bir problemleri yoktur. Onlar aslında hiç var olmadılar.

Son.

Felsefe, ölümün hayata yenilmesi anlamına gelir öyleyse bu metafor bir ruh hastası için alternatif bir tedavi yöntemi olabilir. Örneğin; deliliğin (ruhsal gerilemenin) sağaltılmasında homeopat metodlar kullanılabilir. -burada plasebo etkisini de unutmamak gerek.-

Bilindiği üzere enjektör erkek cinsel organının sembolüdür ve doğurganlık içerir. Her insan bir döl yatağıdır. O tanrıya gebedir. Tanrı henüz sorulmamış bir sorudur. Cevap ise uhrevi bir çekingenlik içerir. Tam bu aşamada “labaratuar sürecinde” hastalık harekete geçerek insan gerçekliğini zevke batırır. Doğum ise ölümün kutsanmasından başka bir halt değildir. Obsesif ve doğurgan bir dişi kendisini bu yüzden tanrıya adar ve erkeğini tanrının midesinden çıkararak şunu sorar: Hayat, vajinal bir çöplükten mi ibarettir?

Tabiisi HAYIR! Hayatın karşısında olan her şeye HAYIR demeliyiz. Hastalık bunu gerektirir. Hastalık aslında bir şifadır.

Teşhis.

Zaman kavramını, daha doğrusu geçmiş ve gelecek mefhumunu yitirme bu hastalarda kroniktir. Sağlıklı konuşabilme ve iletişim kurma yetenegini kaybetme vakaları da bu sıkıntıyla ilintilidir. Paranoid –paranous- kaygılar besleyerek hasta kendisini bilinmezliğin içinde bulur. Bu kaçış ve tecavüz, korkunun yumuşatılmasıdır. Korku, hiçliğin yandaşı olarak çalışsa da tehlikeli bir seçenektir.

Soru sorma ihtiyacı duymadan alınan her cevap hastanın ölüm fikrine saplanmasına sebebiyet verir. Bundan kaçınmalıyız. Bilindiği üzere intihar günahtır ve her ruh hastası aslında birer intihar makinesidir. Felsefe, damardan alınan bir antipsikotik gibi etki gösterir.

Bilinçaltına taciz ateşi eden anılar -bazen kabus da denir- hastayı sürekli an’dan yoksun bırakır. Bu ne demektir? Acıdan uzaklaşmanın verdiği hazla, zihin kendi içine kapanır ve tramvatik kaygıdan azade bir görüngü ortaya çıkar. Bu sebeple hasta, ağız dolusu kahkahayı mutluluk zanneder. Sonrasında bu hal, melankoliyi de tetikleyerek onu katatonik bir cehenneme -deliriyum’a- saplar. Oysa obsesyon dedikleri şey felsefi bir nimettir.

Ruhun esenliğe kavuşturulması, klasik okulların uydurduğu  saplantılı değerlerden sıyrılmayla mümkündür. Asıl ruhsal iyileşme döngüsü burada başlar ancak bu  arınma içgüdüsü –katarsis– ruh hastalarında nadiren  vuku bulur. Felsefe ise burada başlar ve biter. Felsefe, hekim için bir nimettir çünkü hastasını dış dünyadan korur ve ilaç etkisi yaratır. Filozofik çılgınlık denilen şey budur.

Şunu unutmamalıyız; Filozof, kurtulmuş ve kendisine ait olan ruha sahiptir. Çılgınlığının kaynağı ise yine kendisidir. O, içe kapanık, erdemsiz bir hasta olmaktan çıkmıştır, bir bilgelik halini almıştır.

Tespit.

Genlere kadar işleyen ahlak kanserinin devredilmesi, bedeninde boşluğa başvurmasının nihai sonucudur. Egonun eritilmesi ile son şeklini alan hastalık son evresinde topluma düşman kesilir. Bedene sığmaz ve dışarıya taşan kısmını insanlık ile zehirler. Zehir insanlıktan sızar ve fiziki bir hal alır. Somurtkanlık, filozofun başına gelen en güzel şeydir. Asıl sorulması gereken soru burada yuvalanır: Gülmek, ruh hastalarına neden bu denli yakışır? Cevap felsefede gizlidir. Cevap felsefenin intiharını gerektirir. O artık yetersizdir ve yaşam bulduğu kaynaklara geri dönme arzusunu taşır. Felsefe ruhun esenliğinde bir düşman gibi görünen hoyratlığı bir kenara bırakır ve sistem geliştirir. O artık bir tanrıdır.

Tanrı en kutsal ruh hastalığının bir diğer adıdır ve varlığın şenliğine karşı acıyı önceler.

Mutluluğun tanımı yeniden yapılmalı. Tanrı bunu zorunlu kılar. Ruhun hastalıktan azad edilmesi fikrin ibadetine muhtaçtır. Bunu biliyoruz. Modern hayat, bu varoluş kodunu çözerek ve zorlayarak dini imal etmiş, hemen arkasından da Dante’nin öğüdünü sarsmıştır. Cehennem, o kadar da kötü bir vatan değildir. Cehennem bu buluşmada hastaların şifa bulduğu bir yerdir. Ruh burada kendine bir yer arar. Bu yer dönek vicdanlı şeytanın şefkatli kollarıdır.

Hasta sorar: Dünya göreceli bir krimatoryumdan başka bir şey değil. Benim ıstırabım burada son bulabilir mi? Acı olmadan ben bir hiçim! Şaşkınlığım bu yüzden. Tanrı şeytanı korusun! Nihayet kendimi buldum!

Tüm peygamberler birer asil hizmetkardırlar. Çünkü ruh hastasını iyi eden her şey peygambere bir duadır. Dua dış dünyaya karşı psikolojik bir duvar işlevi görür ve zehri diğer organlara bulaşmadan dil yoluyla atar.

Koğuş.

Hasta için dünyadır. Hayat ise sadece zihni bir dalgalanma. Her oyun her bulmaca onu daha da kaçkın hale sokar. Felsefe zaten bu kaçkın ruha aşıktır. Tedavi burada evrim geçirir. İyileşen beden pislik dünyayı aklar ve ona cenneti bahşeder. Koğuş ve hücre bir hastanın cezası değil onun anavatanıdır.

Hastanın felsefe yapabildiği nadir ortamlardan biridir burası. Felsefe, kişinin kendi kendisiyle kaldığı kişisel bir tasavvur heyecanıdır ve koğuş, mutluluğun arzu edilebilir bir hal aldığı mecradır. Soyuttur. Acıdan uzak, tedaviye yakın bir yerde kendini gösterir. Reçete hayattır, ceza ise YAŞAMAK. İyimser tanımıyla dünya bir hastaya göre değildir. Dünya, bir insanlık dışkısıdır. Hasta, yatağında bunları düşünürken bizim gibilere beddua eder. Halbuki felsefenin intizarı ne mümkün! Düşündürücü bir kaçış yöntemi.

Fizyoloji.

Hasta ruh halinin verdiği dinginlikle dış dünyaya karşı düşman kesilir. Asık bir surat, belli belirsiz mimikler onu ele verir. Tıpkı bir filozof gibi alnı çatıktır. Gözler küçülmüş, kalp ritmini yükseltmiştir. Ruh artık yükselmiş ve karamsarlığını yitirmiştir. Hasta artık her şeyin farkındadır. Avını yakalamış bir yırtıcı edasıyla içten içe gülümsemeye başlar. Farkındalık tüm ruhunu sarmaya başlar. Bu aşamada kendisi dışında tüm insanlık hastadır.

Son söz olarak hastanın dudaklarından şu cümle dökülür:

Tanrı felsefeyi korusun!

Unutmayın:

  • Felsefe, tutarsız ve yetersiz ruhların işi değildir.
  • Arkadaş canlısı bir düşünce ancak ve ancak sıradanlığa mahkumdur.
  • Ruh hastalığı felsefe yapmaya engel değildir.
  • Öngörü yeteneği ve filozof her zaman kardeştir.
  • Felsefe sadece görünen dünyaya ilişkin fikir yürütme sanatı değildir. Bknz: FH Manifestosu
  • Felsefe hastalıkların tedavi sürecinde işe yarayabilir. -Özellikle psikolojik rahatsızlıklarda-

 

Okuma Önerileri
Felsefe, Çanta ve Şeytan
Felsefe ve Aşkın Çocuğu: Tanrı
Ah Felsefe Sen Bir Kadınsın!
Ruhun Amentüsü

 

Can Murat Demir
** Can Murat Demir; Felsefe Ayetleri, syf. 666

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Önceki İçerikYamyamlar Hakkında
Sonraki İçerikÖlüm

DİĞER YAZILAR

REKLAM

OKU OKU OKU

Albatros

Tayfalar sık sık yakalar, iş olsun diye, Koca deniz kuşlarını, albatrosları, Keskin çukurlar üstünden kayan gemiye Eşlik eden o kaygı bilmez dostları. Ama bırakıldılar mı güvertelere, O gök kralları ne sünepe, ne sarsak Seriverir koca kanatlarını yere, Yanlarında sürünen kürekler gibi, ak. O kanatlı yolcu ne miskin, ne sümsüktür! Ne çirkin, ne gülünçtür o güzel kuş...

Sahipsiz Sayfalar

hissiz kimsesiz bir sohbetti geceler, gündüzlere hasret. müsveddelerinden uzak özü insandı yarını düş, dünü kırıntılarıyla… çocukluk ellerinde kirleri hasret henüz çok uzakta. tanışmak için geç kalınmış aynalar yıllardır göremediğin bakışlarda. … bedensiz bir yansımanın yaşadığı bedenimsin! … yolsuz, ıssız bir konaklamaydı kervanlar, dostlara muhtaç. öyle çok ağlamaktı ki; dinmedi sızısı. şimdi tanımadığım bir gün hayalimde her şeyden biraz önce… ve anladım ki; Ahmet Selçuk İLKAN...

Meyvelerin En Güzeline

Bugün dördüncü günümüz bitanem Artık eskisi gibi güzel de korkmuyorsun Sarılıyorum sana konuşuyorum yine de Duyduğunu umuyorum Yarım kalmış öyküler biriktiriyorum Tütünden sararmış parmaklarımla Dokunuyorum eskimiş şiirlerine Yakıştıramıyorum soluk bedeni sana İrkiliyoruz kırılan kapının sesiyle Kovuyorum hepsini Meyvelerin en güzelidir diyorum Bahçelerden düşüyoruz yine Kirli eller tutuyor ikimizi de Anlatamıyorum eskimiş şiirlerini Bırakın diyorum öykülerimiz var Kalmasınlar eksik Varlık E.  

Hiçliğin Ritüelleri

…“Özgün, alışılmadık, hatta ölümsüz fikirlere sahip olmak için, kişinin, birkaç dakikalığına dünyaya ve eşyaya, en alışıldık nesneler ve en bilindik olaylar bütünüyle yeni ve yadırgatıcı görünecek şekilde yabancılaşması yeterlidir. Bu yabancılaşma sayesinde eşya ve hadisenin gerçek tabiatı aşikâr olacaktır. Fakat burada gerekli olan talep edilen şey için...

Karanlığa Dua

Ruhlarımızın alacakaranlığına... "O" na... İliklerimi yakan bilginin yoldaşlığında seni aramak bile güzel. Gönüllü olarak, karanlıklara dalan ruhumu vaftiz etmeni istiyorum. Elindeki asa ile yıldızların yolunu göster bana! Tanrıya benzet beni! Tut ellerimden, sabah yıldızının kör edici gölgesinde... Seviş benimle! Bütün çocuklarımız sana benzesin, kendimize ait bir gökyüzü ve verimli...

Anadolu Alkatrazı: Sinop Cezaevi

Geçtiğimiz günlerde Sinop Kapalı Cezaevi'ne gitme şansım oldu. Cezaevi alanında yaklaşık 300 tane fotoğraf çektim. Hapishane gerçekten de bayağı büyük, aslını sorarsanız bu kadar büyük olduğunu sanmıyordum. Dışarıdan bakıldığında belli olmuyor ancak içine girdiğinizde hapishane resmen kurtarın beni diye ağlıyor. 1997' nin 2. ayında kapatılan cezaevi çok...

Tao Felsefesi

Ülkeler iç kargaşa ve harp eder durumunda olduklarında en büyük düşünürlerini yetiştirirler. Her şey düzgün ve yolunda iken kimse “acaba neden her şey iyi gidiyor?” diye sorgulamaz. Fakat her şey ters gitmeye başlayınca bu durumun neden oluştuğu, hangi hatalı yaklaşımlara dayandığı ve kötü gidişin nasıl düzeltileceği hep...

Silüetler

Siluetler, gölgeler ve hayatın o keşmekeşi… Yanılsamaların izdüşümü… Hangimiz düşündü kendi gölgemizden korkmamız gerektiğini ya da hayatı kaçınılmaz kılanının aslında hayaletlerimiz olduğunu? Biz gölgelerden bir dünya yarattık ve kendi aynamızda sadece korkularımızla beslenen bir tanrı yarattık. Biz hiçbir zaman kendimizi ödüllendirmedik. Dostluklar, arkadaşlıklar, hayat, dünya… Biz sadece suyun...

Köprü ve Biz

Köprü... İlk öpüşmedir ve bir sevgilinin yalvarmasıdır, dizlerinin üstüne çöküp yüzüğü takmasıdır. Köprü öylece durur ve sadece şahitlik eder aşıkların fısıldamalarına, hıçkırıklarına ve sessizliğine... Ben şimdilerde bu köprüye aşık bir aptalım çünkü sevgilim bu köprüde terk etti beni ve ben artık kimsesiz olan bu köprünün tek teselli kaynağıyım....