Bu kez oldukça zor, tartışmalı ve çetrefilli bir eser hakkında yazacağım, daha doğrusu yazmaya çalışacağım: Tinin Görüngübilimi. İtiraf etmeliyim ki biraz huzursuzum, huzursuzluğumun sebebine gelince, hem eser hem de müellifi bakımından oldukça yetersiz kaldığımı ve bu bağlamda eser ve müellifi hakkında zırvalamaktan korkuyorum. Özellikle spekülatif felsefenin başyapıtı olması nedeniyle Tinin Görüngübilimi benim için bir sınav mahiyetinde olacak. Diğer taraftan alternatif olarak okuduğum metin Heidegger’e ait bir metin, yani Tinin Görüngübilimi’nin bir yorumu: Hegel’in Tinin Fenomenolojisi. Yine oldukça anlamakta zorlandığımı söyleyebilirim. Müelliflerin[1] her ikisinin de kullandıkları dil[2] ve felsefi üslup hesaba katıldığında mecburen zorlu bir ön hazırlık okuma listesi çıkıyor önümüze. Bu ön okuma listesine ilerleyen bölümlerde değineceğim.

Tinin Görüngübilimi[3] neden ibarettir? Dünya tininin bir tarihi midir, eğer bu tarih değilse nedir? Gerçekten de Fenomenoloji’nin epeyce keyfi görünen dizileri şaşırtıcı gelebilir. Neden bilinçten öz bilince ve öz bilinçten akla –mutsuz bilinç diyalektiği aracılığıyla– geçilmektedir?… Niçin başka filanca örneklere değil de illa bu örneklere, Antigone ve Kreon, Oedipe, Faust’a başvuruluyor? Neden Schiller’in Haydutlar’ı ve Don Kişot? Tinin tarihinde eksik olan tüm bu şeyler ne kadar şaşkınlık vericiyse, içeriğin zenginliğinden de bir o kadar şaşkınlığa düşülebilir. Ne kadar zengin olursa olsun bu içerik dünya tininin bir tarihi değerinde olmayacaktır. Bilimi talep eden Hegel, en azından belli bir ölçü içinde bu sorulara cevap verebilir mi veya eserin aceleyle yazılmış olduğuna ve yazarın, nereye kadar gitmesi gerektiğini daha baştan bilmediğine inanmakla yetinmesi mi gerekir?”[4]

Yukarıdaki alıntıdan anlaşılacağı üzere Tinin Görüngübilimi, felsefe tarihinde özellikle “Spekülatif Felsefe” nezdinde önemli bir yere sahip –özellikle Alman idealizminin kurucu eseri diyebiliriz–. Konusunda uzman akademisyenlerin dahi hakkında ortak bir paydada buluşamadığı, hem sağ hem de sol fraksiyonlarda karşılığını bulmuş çok yönlü bir eserden bahsediyoruz. İnsan varlığı ve tarihi gelişimine dair birçok kavramın irdelendiği Tinin Görüngübilimi oldukça geniş bir konu dağarcığına sahip: Din, Algı, Sanat, Hukuk, Mantık, Estetik, Metafizik, Bilinç, Biliş, Mutlak gibi birçok kavramın ayrıntılı olarak izahı yapılıyor.

“Tinin Görüngübilimi” Neyi Anlatır?

Tinin Görüngübilimi insan düşüncesinin “olgular dünyasındaki yansımalarını ve yansımaların sistematiğini daha doğrusu insan düşüncesinin tarihsel arka planını okuyucuya aktarıyor. Tinin Görüngübilimi bu bağlamda insan düşüncesinin seyir basamaklarının ayrıntılı bir şemasını verirken insanın bilme ve bilinç[5] sürecindeki refleksiyonlarının diyalektik manadaki çözümlemelerine de dikkat çekiyor. Peki bu tam olarak neye karşılık geliyor? Tinin Görüngübilimi nedir?

Tinin Görüngübilimi, bilincin dünyayı bilmedeki ilerleyişi hakkındadır. Bu gelişim süreci birbiri ardına gelen bilinç seviyelerinin her birinin bir öncekini ortadan kaldırmadan tam aksine onun içinde eridiği, katıştığı, dönüştürüldüğü –ve her bilinç seviyesinin kendinde ötekinden izler taşıdığı– [diyalektik] bir serüvenin ürünüdür. Tinin Görüngübilimi, bu sebeple sürekli devingen[6] kümülatif bir yapıyı ihtiva eder, akabinde insan bilincine bu serüvende büyük paye verip onu onurlandırır. Aslında Hegel, klasik bir felsefi soruna dikkat çeker: Hakikat nedir? Hakikat, Hegel’e göre bilincin kendi kendini sürekli açımlamasının sonucudur: Bilinç kendini deneyimlerken aslında ötekiliğiyle dolayıma girip bir içeriğe (gerçekliğe) kavuşuyor kısaca burada bilen ile bilinen ilişkisini[7] görüyoruz, bir diğer ifadeyle insan bilinci (özne) ile nesnenin birliğe gelmesini… Fenomenoloji (Görüngübilimi) bahsi geçen bu birliğin mekansal bağlamının gizini ortaya çıkarmayı amaçlayan bir araçtır. Merleau–Ponty’e göre ise fenomenoloji bizi dünyaya bağlayan ilişkinin bilincine varma ve dünyanın gerçekliğini kavramanın biricik aracıdır.[8] Ponty, burada insanın gerçekle üstünkörü ya da yüzeysel temasından bahsederken insanın edilgen yapısına üstü kapalı göndermede bulunuyor ve Tinin Görüngübilimi’nin biricik derdini açık ediyor: İnsanın Mutsuz Bilinç aşamasından Mutlu Bilinç aşamasına atlaması –edilgenlikten kurtulup edimsel bir özne olmasını–. Hegel’in belkide biricik gayesi buydu: İnsanın kendi içinde, tüm dışsallığa rağmen özgürleşmesi, kendinin ötekiliğinde (dolayımında) nefes alabilecek hale gelmesi ve bu doğrultuda kendi kendini bilmesi. Sonuç olarak Tinin Görüngübilimi, Bilme faaliyetinin devinimlerini (dolayımı) ve tekrardan kendisine dönüşününü izah etmeye çalışır.

Hegel’in T.G.[9]’deki sistemine göz atacak olursak:

  • Özne (iş başında) olan Birey önemlidir, Bireyi tarihin içinde kendisini tanımlayan ve konumlandıran olarak görür: –bizzat eylemin içinde tarihsel olan Özne. Ayrıca bu birey toplumsaldır ve insanlığa aittir, Birey asla dışlayan değildir tam aksine kabullenen, tahammül eden ve sahiplenen bir yapıdadır. Hegel dolayıma bu özneyi dahil etmek ister. Onu ilişkide görmek ister, insan bu yüzden insanlık olmadan yapamaz. (Bkz. Öteki ile dolayı).
  • Felsefesi bütünseldir, evrensel olanı yakalamayı amaç edinir. Tüm varlığa kuşbakışı bir görüş sağlamayı arzular, bu aynı zamanda Tanrısal bir bakıştır da. G., “panoramik” bir felsefenin serimlenmesidir.
  • Hegel Alman (kurgul) felsefesinin doruk noktasıdır.
  • Hegel’i anlamak demek onu “aşmak” ile aynı anlama gelir. Bu eşsiz bir ironidir. Hegel “canlı” bir felsefenin ürünüdür.
  • Hegel asla bir son yazmaz, ne de bir başlangıçtan bahsetmez, Hegel’in tek derdi toplumsal olan İnsan’ın bilme macerasıdır. Buna kısaca “saf düşünce” ve “akıl” diyebiliriz. Hegel’in felsefesi (katarsis)arınma mecrasıdır.
  • Dolaylı olarak bildiklerimizi “dolaysız” olarak bilmektir: yani ‘Saf Biliş.’ Hegel bu süreci şöyle formülize eder: Öznel Tin<=>Nesnel Tin=>Mutlak Tin

Heidegger ve Hegel’in Tinin Fenomenolojisi[10]

Heidegger’in 1930-31 yıllarında vermiş olduğu derslerden oluşan Hegel’in Tinin Fenomenolojisi bir çarpışmanın sahnelenmesine ev sahipliği yapar. Hegel ve Heidegger dizgelerinin bir buluşma noktası gibi duran bu şerh, aslında Heidegger’in kendi felsefesine Hegel’inkini devşirmesini de konu edinir. Bu bağlamda Kant ile Hegel karşılaştırmasını da yapan Heidegger, dönemin felsefe ekolleri arasında da bir geçiş merasimini okuyucuya sunar. Ama bu geçiş merasimi eksik katılımcıyla gerçekleşir zira T.G.’ye ait bazı bölümler şarih tarafından çıkartılmış esere dahil edilmemiştir, bunun sebebini ders notlarının editörü Ingtraud Görland şöyle açıklıyor: “Heidegger bu derste, Tinin Fenomenolojisi’nin önsöz ve girişini atlayarak “A. Bilinç ve B. Kendinin Bilinci (IV. 1-3) bölümlerini yorumlamaktadır. Heidegger’in bu bölümleri seçmiş olmasının neden, bunları, Kant’ın Saf Aklın Eleştirisi’indeki pozisyonun aşılması olarak kabul etmesinde yatmaktadır.

Heidegger ayrıca şunlardan da bahseder:

  1. Hegel’in düşünsel anlamda yaşadığı değişimler, -gençlik ve olgunluk dönemleri hakkında karşılaştırmalar sunar-
  2. T.G.’nin aslında tam olarak neye hizmet ettiği üzerinde durur, -Eserin biricik nesnesinin ne olduğu hakkında fikir verir-
  3. İnsan faktörünün T.G.’deki konumlandırılışını serimler,[11]

Heidegger bu metinle neyi amaçlamıştır tam olarak kestirmek zor ama kesin olan şu ki, Heidegger kendi felsefesinin haklılaştırılması için T.G.’yi ele almıştır. Ancak hakkını vermemiz gerekir, Heidegger, Hegel’in felsefi dizgesinin dönüşüm noktalarını iyi tespit etmiş ve bunu okuyucuya panaromik bir şekilde aktarabilmiştir. Bu sayede Hegel’in bizzat kendi ürettiği felsefeyi pratize ettiğini de görebiliyoruz. Bence asıl önemli nokta da bu.

Son Söz: Neden Okunmalı?

Hegel, kendi felsefesini kısmen de olsa yaşamış nadir bulunan bir filozoftur. O tüm hayatını vakfettiği felsefenin bilimselleştirilmesi ve bu uğurda insan bilincinin tüm tasavvurlarını kendi hayatındaki yaşadığı değişimlerle ispatlamış büyük bir düşünür. Bu minvalde tekrar etmek gerekirse Hegel’in anlaşılması için onun felsefesinin aşılması gerekmektedir. Ve bu şu ana kadar gerçekleşmiş değildir. Zaten Hegel bu maksatla kurgul düşüncenin mimarı sayılır. Spekülatif felsefenin kurucu eseri olan T.G. halen anlaşılması zor ve bir o kadar da insan hakkında birçok gizi[12] barındıran eşsiz bir eserdir.

T.G. tarih üstü bir metin ve kesinlikle bu diline yansımış durumda. Bu anlamda gizil bir ilahi metin gibi sürekli şerh edilmesi, parçalara ayrılıp tekrar birleştirilmesi gerekiyor, tabi bu bir son olmayacaktır, zira Hegel’in dizgesi sonsuzluğa gebedir. ‘Varoluşun[13] özü sonsuzluktur’ bu bağlamda Hegel’in dizgesi, insan(lık) tekamülünün[14] sonsuzlukla çarpıştırıldığı devasa bir mecradır.

T.G. Ben’in sonsuzluğa doğru seyrini (kendini bilme macerasını) tasvir eder. Hegel’e göre Ben dışında bir eylemsellik alanı yoktur ve bu Ben “Biz’de Ben” “Ben’de Biz” olana kadar devinime devam edecektir. Bu Bilinç değişimi süresince “bir şeyin ne olduğu” ve “ne olmadığı” soruları iç içe geçerek (spekülatif/diyalektik) akış devam edecektir. Bu Hegel dizgesinin en önemli ayağıdır: Nasıl biliyoruz sorusunun cevabını ararken “Varlık” sorununa kadar uzanan geniş bir deneyimleme ufku sunulur bize.  Bu deneyimleme Hegel için çok önemli bir donedir. T.G. bu anlamda “spekülatif” olanın “diyalektik” olanla devindiği bir süreci konu edinir. T.G. bir bakıma şunu da ön görür: Felsefe bilime yakınlaştırılmalıdır. Bu Hegel’in felsefeye verdiği önem ile ilgilidir.

Tinin Görüngübilimi, bir felsefe meraklısının ya da felsefenin herhangi bir kanadında uzmanlaşmak isteyen birinin kütüphanesinde olması gereken bir metin. Her ne kadar zor bir eser olsa da -kurucu bir metin olması sebebiyle- Tinin Görüngübilimi’nin bir takım şerhler vasıtasıyla okunması kolaylaştırılabilir, işte bu aşamada alternatif bir okuma olarak Hegel’in Tinin Fenomenolojisi güzel bir metin. Her ne kadar eksikleri olsa da Heidegger, Eserin kendince önemli kısımlarını ele almış ve okuyucuya bir ders notu kıvamında sunmayı başarmış. Heidegger’in kalem aldığı Hegel’in Tinin Fenomenolojisi asıl metnin yanında okunması gereken güzel bir ek kaynak olarak karşımıza çıkıyor.

Can Murat Demir

[1] Martin Heidegger ve Georg Wilhelm Friedrich Hegel.
[2] Almancanın felsefi kavram karşılıklarının Türkçe’de yetersiz kalışı ve çevirilerdeki yetersizlikler herkesçe bilinmektedir.
[3] Hegel, Tinin Görüngübilimi, Çev. Aziz Yardımlı, İdea, 2004
[4] Jean Hyppolite, “Fenomenolojinin Önsözünün Yorumlanması Üzerine Bir Deneme”, Hegel Paris’te’nin içinde, (derleyen: Sadık Erol Er), Otonom Yayıncılık, İstanbul, s. 107–137, s. 111.
[5] Hegel’e göre Tin.
[6] Burada yıkıcılıktan değil tam aksine yapıcı ve yaratıcı bir etkenden söz ediyoruz.
[7] Bu ilişkiye ‘Varlığın epistemolojik tarihi’ de denilebilir.
[8] Ahmet Cevizci, Büyük Felsefe Sözlüğü, Say, 2020
[9] Tinin Görüngübilimi
[10] Martin Heidegger, Hegel’in Tinin Fenomenolojisisi, Almancadan Çev. Kaan H. Ökten, Alfa, 2020
[11] “İnsan nerde durmaktadır ki sıçrasın veya sıçramasın ve böylece bir öteki olabilsin.”(sy. 248
[12] Heidegger (syf.135) Tinin Fenomenolojisi’nin anlaşılması zor bir metin olduğunun altını çiziyor ve bu durumu gerekçelendiriyor. Heidegger, yapıtın zor oluşunun gerekçesine dikkat çekiyor: Tinin Fenomenolojisi’nin ilk baştan mutlak olarak başladığını belirtiyor. Böyle görünse de yapıta kendimizden bir şeyler katmamız gerektiğinden bahseder. Zira metin kendi başına ketum kalacaktır.
[13] Bu kavramın eş anlamlısı olarak ‘tekamül’ü kullandım.
[14] Öz’ün kendi kendini bilmesi ve kendi kendini düşünmesi, -kendi kendini bilmesi. Kendini Bilme: Önce kendini bilir Ben, sonra nesneye bakar tekrardan kendine döner. İşte kendini bilme fenomeni budur.

Bazı yerel gazetelerde ve The Parlemento Dergisi‘nde köşe yazarlığı ve haber editörlüğü yaptı. Yazılarını Mavi Melek Edebiyat Topluluğu, Düşünbil gibi dergilerde yayınlama fırsatı buldu. 2009 yılından bu yana felsefehayat.net'in (kurucu) editörlüğünü sürdürmektedir.

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.