Ruhun Büyük Sürgünü: Evrenin Devinimi ve İnsanın Uyanışı

Evrenin durmak bilmeyen devinimi içinde, her çöküş yeni bir bilincin doğumuna gebe. İnsan, kendi içsel terazisini kurmaya başladığı an, kadim bir ses yankılanır: ‘Değiş ve bana bak.’ Can Murat Demir, bu etkileyici metninde insanın yeryüzündeki ‘sürgün’ hikâyesini, ruhun maddeyle olan savaşını ve kaynağa dönüşün kaçınılmazlığını inceliyor. Karanlığın ışığa kıyafet olduğu bu varoluş yolculuğunda, unutulan kökleri hatırlamaya ve Bir ile İki arasındaki o sonsuz aşka tanıklık etmeye davetlisiniz.

Evren sürekli devinim hâlindedir, boşluk yıkılmakta ve her çöküş yeni bir varlık bilinci doğurmaktadır. Bu değişim karşısında insan zaruri olarak kendine yönelmekte, kendi öz varlığını tartmakta ve içsel terazisini yeniden kurmaktadır. Yukarıdan gelen “değiş ve bana bak” çağrısı, insanda bazı arzuların lüzumsuz olduğuna dair bir hissiyat uyandırmakta; şüphe ile sorgulama iç içe geçip çoğalmaktadır. Kalpteki noktanın uyanışı, “Ben neyim?”, “Neden buradayım?”, “Hayatımın amacı nedir?” gibi kadim sorularla birlikte belirmektedir. Bu uyanıştan sonra kişi, egosunun atıl kısımlarını ya kesip atmaya ya da dönüştürmeye mecbur kalmaktadır.

Ne zamandır unutulmuş olan kadim bilgelik, insanın düşünce derinliklerinden yeniden yüzeye çıkmaktadır. Konuşan hayvan, duygularını kalbin sunaklarında arıtmaya karar vermekte ve içsel cendereden geçirilmiş bir varoluşa yönelmektedir. Yukarının sesine kulak veren kişi, kötülüğün ifşasını bizzat icra etmekte ve O’nun ışığına muhtaç olduğunu bilincine mühürlemektedir.

Sonsuzluk Arzusu ve Hakikatin Işığı

Sonsuzluğu heybesinde taşıyan insan, artık hakikatin ışığını sıradanlık denen canavara kaptırmamaktadır. Işığın yolu açıldığında durmak değil, yola gelmek gerekmektedir; zira bu, insan olmanın asli şartı olarak belirginleşmektedir. Bu dünyaya doğrulan kişi, maddenin kavurucu soğuğundan sıyrılmakta ve kalbine kazınmış mühürle yüzleşmektedir. Tıpkı sabahtan önceki alacakaranlık gibi bir eşiğe varılmakta, bu eşik kişiye varoluşun sürgün yüzünü göstermektedir.

Konuşan hayvan, kendi kendine şöyle demektedir: Bu dünyaya ayak bastırıldım ve gereklerini yerine getirmem gerekmektedir. Istırabın kollarına düşsem de tek hasretim olan ıslahı gerçekleştirmek zorundayım. “Bu yüzden sürgündeyim; evet, bu dünya bir sürgün yeridir. Tekrar yuvaya, Baba’nın kollarına dönebilmek için gönderildim.”

Yalnızlığa Sarılmak: İlahi Sevgiye Açılan Kapı

Vakti gelen insan, kendine dönerek yükselmeye başlamaktadır. Ruh’un inşası artık ertelenemez bir zorunluluk olarak görünmektedir, çünkü her şey O’na yöneliktir. Kaçış teslimiyet olmaktadır; teslimiyet ise yaratılışın gayesi olarak zuhur etmektedir. Dua, ışığın niyetini hissetmekte; insan bu niyetin izini sürerek sürgünün anlamını kavramaktadır.

Karanlık ile ışık birbirine giydirilmekte, karanlık ışığın kıyafeti hâline gelmektedir. Böylece kırılacak kabuktan çıkacak cevherin ışıkla çiftleşmesi müjdelenmektedir. Karanlık dünyadan filizlenmekte, Ruh ise Işıktan doğmaktadır.

Kökler ve Dallar: Birlikteliğin Ontolojik Bütünlüğü

Birleşme bereket getirmektedir. Bu birlikteliğin meyveleri dallardan köklere uzanmakta; kökler asli olandır, dallar ise gölge. Kökler beslemekte, anaç bir ilahi kudreti temsil etmekte; dallar ise ışığın yankısı olmaktadır. Artık her şeyi yeniden hatırlamanın vaktidir. İnsan, köklerin hazzını dallardan topladığı meyvelerle duymalıdır. Zira sonsuzluğa açılan yollar başlangıcın işaretlerinden takip edilmektedir.

Kaya ve Dağ: İnsanlık Hâlinin Sembolik Çatısı

Bu dünyaya bırakılmış olsak da terk edilmemekteyiz. Yalnız değiliz; O’nun yalnızlığına ilaç olabilmek için unuttuklarımızı hatırlamamız gerekmektedir. Bu nedenle yükselmeyi, hizmetkâr olmayı ummaktayız. Bilmek teslim olmakta; teslimiyet ise zorunlu bir dönüşüm yasası olarak belirmektedir.

Işığın hizmeti ıstırapla derecelenmektedir; asıl can yakan ise ruhta açılan boşluktur. Bu boşluk, Yaradan’dan uzaklaşmanın sessiz yankısıdır. Kötülük, yalnızca O’nu unutmaktır. O’na rağmen kendine dönmek ölüm arzusuna denk düşmektedir.

Dünya Bir Arınma Alanıdır: Sürgünün Ontolojik Gerekçesi

Dünya, arınmanın ve kendini iğrenti ile yüzleşerek arıtmanın bir mecrası olarak yaratılmaktadır. Bu gezegen, Yaradan’a tutunmanın ve O’nunla konuşabilmenin ağırlıklı bir aracıdır. İnsan dönüşmek için bu koşula mecbur kılınmaktadır. Buna rağmen kaçan kişi, sürgünün hükümlerince yaşayan ölü hâline gelmektedir. Ölüm, bu dünyaya özgü bir solma hâli olmaktadır; ancak doğrulanların dünyevi ölümle sınanması yasaklanmaktadır çünkü onlar Dvekut’u seçmişlerdir. Hiçlik ise yolundan sapmış olanlara göredir; Ev’i bulamayanlar kendi gölgelerinde kaybolmaktadır.

Hakikatin Çağrısı: Bir ile İki Arasındaki Aşk

Sonsuzluk içinde titreşen Hakikat harekete geçmeyi buyurmaktadır. Uyananlar bu emri yerine getirmeye yönelmektedir. Baba haşmetiyle cömertleşmekte; evlatlarını ayırt etmemektedir. Baba Bir’dir; Evlat ise İki. Bir, İki’ye daima aşkla yönelmektedir. İki ise kökenini unuttuğunda kaybolmakta, hiçliğe savrulmaktadır. Mükemmellik arzusu, İki’nin Bir’e olan açlığından doğmaktadır. İhtişam, sefaletin iç gövdesinde büyümektedir; sefalet ise sürgüne razı olmayan, henüz emzirilmeyi bekleyen çocuk gibi derin bir susuzlukla titreşmektedir.

Sonuç: İnsanın Sürgünden Dönüşüne Dair Bir Hatırlayış

İnsan, ışığa doğru yürümeye davet edilmektedir. Sürgün, hatırlamak içindir. Hatırlamak ise dönüşü mümkün kılmaktadır. Her şey O’nadır ve insan, bunun farkına vardığında evine dönmeye başlamaktadır.

Can Murat Demir

başka yazılar

4 YORUMLAR

  1. Yaratılan ikili için tek bir birlik vardı ve “O” oralarday biryerlerdeydi… belkide “O” kendini bölmesi parçalamasıydı bu yaşamın devam edebilmesi için kaçınılmazdı bu, belkide o acıydı ruhlarımıza kodlanan hala gerçeği arayınca canımızı acıtan…

    Güzel yazı olmuş değerli kardeşim ruhuna , ellerine, kalbine sağlık.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.