Tanrının Varlığı

Tanrının varlığı konusu büyük ve ciddi bir sorundur, doğru dürüst ele alabilmem için, İsa yeniden gelinceye kadar sizleri burada tutmam gerekir, bu bakımdan oldukça kısa bir özetini yaparsam, beni bağışlayacağınızı umarım. Katolik Kilisesinin, Tanrının varlığının, sadece akılla doğrulanabileceği dogmasını koymuş olduğunu bilirsiniz tabiî. Bu oldukça acayip bir dogmadır, ama onların dogmalarından biridir. Bunu koymalarının nedeni, bir zamanlar, Özgür düşünürlerin, Tanrının varlığına karşı akim ileri sürebileceği filan falan kanıtlar olduğunu, ama Tanrının varlığını inançlarıyla kavradıklarını söylemeyi âdet edinmiş olmalarıydı. Kanıtlar ve nedenler, uzun uzun ortaya konmuş, Katolik Kilise ise bunlara bir son verilmesi zorunluluğunu duymuştu. Bu yüzden Tanrının varlığının akılla tek başına doğrulanabilir olduğunu söylemişler ve bunu doğrulamak için kanıt diye düşündükleri bazı şeyleri ileri sürmüşlerdir. Tabiî bu kanıtlar çoktur, biz sadece birkaçını ele alacağız.

İLK NEDEN

Anlaşılması en kolay ve basit olan İlk Neden’dir herhalde. (Buna göre, bu dünyadaki her şeyin bir nedeni vardır, ama bu nedenler zincirinde gittikçe geriye gidecek olursanız tek Neden’e varırsınız, bu tek Neden’e de Tanrı denmektedir.) Bu muhakeme, günümüzde büyük önem taşımamaktadır, çünkü, bir kere, neden dediğimiz şey, eskiden nedenden anlaşılan şey değildir artık. Filozoflar ve bilim adamları nedensellik üstünde çalışmışlardır, ama bugün eskisi gibi önem taşımamaktadır; ayrıca bir İlk Neden muhakemesinin geçerli olmadığım da görebilirsiniz.

Gençken ve bu sorunlar üstünde ciddi olarak kafamı yorarken uzun bir süre İlk Neden muhakemesini benimsemiştim, sonunda, bir gün 18- yaşında John Stuart Mill’in kendi hayat hikâyesini okudum; orada şu cümleyle karşılaştım: “Babam bana “Beni kim yarattı?” diye sorusunun cevaplandırılamayacağımı öğretti, çünkü bu soru başka bir soruya yol açıyordu hemen, “Tanrıyı kim yarattı?” sorusuna.” Bu basit cümle, İlk Neden muhakemesinin yanlışlığını öğretti, hâlâ da böyle düşünmekteyim. Her şeyin bir nedeni olması gerekiyorsa, Tanrının da bir nedeni olması gerektir. Nedensiz herhangi bir şey olabilirse, dünya Tanrının kendi de olabilir, böylece bu muhakemenin geçerli yanı kalmaz. Bu, Hinduların görüşüne benzer. Onlara göre dünya, bir fil üstünde durmaktadır, filse bir kaplumbağanın. “Peki, ya kaplumbağa?” diye sorulunca, Hintli, “Konuyu değiştirsek nasıl olur?” diye cevap vermiştir. Bu muhakeme de hemen hemen berikiyle aynı. Dünyanın bir başlangıcı olması için sebep yok; aynı şekilde ezelden beri var olmuş da olabilir. Dünyanın bir başlangıcı olması için neden yok. Nesnelerin bir başlangıcı olması fikri, hayal gücümüzün yoksulluğundan olsa gerek. Bu yüzden, “İlk Neden” muhakemesi konusunda fazla durmayabilirim.

Bertrand Russell
“Neden Hristiyan Değilim”

POPÜLER BAŞLIKLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

DİĞER YAZILAR

REKLAM

OKU OKU OKU

COVID-19 Salgını: Tinin Yabancılaşması

2020 yılının Mart ayında başlayan COVID-19 salgını insanların yaşam tarzında ve tininde derin etkiler yaratmıştır. Genelde tin ile ruh kavramları eşdeğer sayılsa da, tin ruhtan farklıdır. Tin kavramını “psiko-sosyal yönümüz” olarak tanımlamak mümkündür. Zira batı dillerinde tin ve ruh farklı sözlerle tanımlanır. Almanca tin sözünün karşılığı Geist...

Müslümanların Masumiyeti: Film Değil, Rezalet!

Tamamen propagandaya dayalı bir film olan "Müslümanların Masumiyeti" (Innocence of Muslims) hakkında basında çıkan yakıştırmalar dışında söyleyebileceğim tek şey "rezalet" kelimesi sanırım. Filmin finansmanından tutun, fragmanlarına kadar her şey tam bir muamma ve ajitasyon. Sanatsal olarak baktığımda film gerçekten de berbat, yeşil perde tekniğiyle çekilen ve tiyatro dekorlarının kullanıldığı film,...

Aşk

Ezeli sırları ne sen bilirsin ne de ben Bu muammayı ne sen okuyabilirsin ne de ben Perde ardında sen ben dedikodusu var amma... Perde kalktı mı ne sen kalırsın ne de ben Ey dünyanın işinden haberi olmayan sen yoksun Dünya esen yel üstüne kuruldu.. Varlığımız iki yokluk arasındadır Çevrendekilerde hiçdir sen de bir hiçsin Medresede...

Mahvolmaya Yüz Tutmuş Bir Mazi Yani Yitik Bir Sergüzeşt

esaslı bir mürit gibi dinliyorum ruhunun ince nağmelerini söyle bana hangi nota sefil bedenlerimizi daha iyi izah eder ki boşuna değil kifayetsiz ve mesnetsiz düşüşlerim görüyorum korkunç bir bahis açılıyor tutsak organlarımın mahpusluğunda ilk zar ölüme ikincisi ise hayata savruluyor bazen bir ihtilale karışıp devrimcilerle sevişiyor bazen bir meleğin ellerinden su içiyorsun boşuna değil biliyorum ama bilmek...

Modern Şiir Ne Değildir?

... Şimdi bana öyle geliyor ki siz şunu soracaksınız: Peki, modern şiir nedir, nasıl olur? Ben buna olumsuz yoldan karşılık vereceğim, yani modern şiirin ne olamayacağını açıklayarak. Ben size tanımaya yarıyan Öyle dört belirti göstereceğim ki bunların yardımıyla siz kendiniz, bundan sonra 1950’de yazılmış bir şiirin, zamanla...

Ölüm Noktürnü

seninle karşılaşıp solduğum andı ölüm yüzüne baktığında tutuşup yandı ölüm çoğaldıkça çoğalan bir sevda ülkesinde ellerine dokundun; sana inandı ölüm o efsunlu, yağmurlu, hercai gözlerinden uçan kelebekleri mutluluk sandı ölüm akkor dudaklarından ağı düştü içime yollarında yürürken sanki insandı ölüm viran eylediğin gün yorgun hayallerini ayrılıkla, hüzünle, aşkla sınandı ölüm bir ömür vuslatını bekledi boynu bükük bilmem ki...

Yazmak ve İlham Tayfası

Kâğıdı kalemi boşuna yorma! Eğer onlar isterse yazabilirsin. Ama boşuna bekleme, çok nazlıdırlar, birazcık ta asi. Kendileri isterse gelirler ve istedikleri zamanda giderler. Ama geldiklerinde sakın kaçırma onları sımsıkı tut. Bazen çok bekletirler. Çünkü yazabilmen onların insafındadır... Kelem kağıtla haşır neşir olanlar iyi bilir neden bahsettiğimi, kısaca biz ilham...

Katil Kadın

" Tanrım, nasıl katlanacağım? " dedi kadın. Bu kadar şeyi göğüslenebileceğini zannederken canının acısından ölebilecek dereceye geleceğini sanmıyordu. Bu kadar ağır bir darbe beklemiyordu hayattan. Hayat ikinci kez vermişti bu acıyı ona. İkisinin de birbirinden farkı yoktu. Adama döndü ; "Seni gerçekten affettim hemde tüm kalbimle!" dedi. İçi...

Tabut Dolusu Baba

kaba saba bir kasabada şah damarına rüyaların indiği uykulardan dört nala bir çığlıkla yetiştim hayata fiyakalı bir yolun başında ben vardım babamsa namert bir kalple varamadığım sonunda çığlık gibi cüssesiyle küçük, küçücük bir tepeciğe omuz vermişti çoktan bilmezdim insanı kendine döndürenin ve kendine öldürenin bir tabut dolusu babadan ve kızlık soyadıyla başbaşa kalmış bir anneden...