Alkol kanımda dolaşırken bir gün batımı daha var İstanbul’ da. Kuşlar güneye uçtular çoktan. Kaldırımda geceden kalma hayat kadınlarının izleri duruyor. Yüzümü rüzgâra dönüyorum, mısır çarşısından tozan baharat kokuları geliyor. İstanbul’un göz pınarları bir kez daha kuru. Acılarından kaçamadı bu şehir. İnsanlar ne kadar benciller, yaşadığı şehre bir kere kulak verip dinlemediler.

Onlara göre en doğru zaman canları istediği zaman. Zaman demişken kavramlar kaydı dün gece, 25 yeni çocuk doğdu ve ataları tarafından kirletilmiş havayı nüfus etmeye başladılar. Ama İstanbul halen şefkatli ellerini uzatmaktan vazgeçmiyor.

Hava kararıyor, gece oluyor İstanbul’da. Kepenklerin tıkırtısı, rüzgârın uğultusu ve sessizliğin sesi kalıyor geriye. Bir kadın ağlıyor kirletildiği çarşaflara dolanmış. Yüzündeki maske düşmüş, gözaltları mor. Kim bilir kaç gecedir uyumuyor. Elleri yüzüne gidiyor kadının gözyaşlarını siliyor sildikçe daha çok ağlıyor. Çocukluğunu hatırlıyor. Çilek kokan ellerini ve korkusuz günlerine. Bu şehri hem seviyor hem nefret ediyor. İkilemlerin şehri İstanbul. Hem özler hem nefret edersin. Yarım kalırsın, nefes alamazsın yine de seversin.

Cem Altıner

CEVAP VER

Yorumunuzu yazın
Buraya isim yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.